Anasayfa Kısırlık ve Tüp Bebek Mikroenjeksiyon – Suni Döllenme (ICSI) Nedir? Kimlere Uygulanır?

Mikroenjeksiyon – Suni Döllenme (ICSI) Nedir? Kimlere Uygulanır?

annemce
Mikroenjeksiyon – Suni Döllenme (ICSI) Nedir? Kimlere Uygulanır?

Çocuk sahibi olunamayan, erkek sperminin çeşitli nedenlerle doğal yollarla anne rahmindeki yumurtaya ulaşamadığı durumlarda, erkek sperminin laboratuvar ortamında kadın yumurtası içine enjekte edilmesi işlemine mikroenjeksiyon yani suni döllenme denir.

Bir yumurtanın ve spermin birbiri içine geçerek erimeleri ve tek bir vücut olmaları yeni bir hayatın başlangıcıdır. İnsanlar için gizem dolu ve mucizevi olan bu başlangıç, artık bilim adamları tarafından kontrol altına alınabiliyor. Önceleri göremediğimiz ama bildiğimiz bu aşamalar artık resimlenebiliyor bile.

Aşamaların resimlenmesi tabii ki döllenmenin vücudun içinde değil, dışarıda bir deney tüpünde yapılması ile gerçekleşebiliyor. Yaklaşık 20 yıl önce doktorlar döllenmeyi vücudun içinden dışarıya taşımayı başardılar. Bunu yapmalarındaki amaç, doğal yollarla çocuk sahibi olamayan anne babalara doğal olmayan yollarla bu imkanı vermekti. Bu yöntemler her zaman başarılıyla sonuçlanmasalar da, çocuk sahibi olamayan aileler için bir umut kaynağı oldular. Doğal olamayan yöntemlerle çocuk sahibi olmaya çalışan aileler bu nedenle “umudu” ve “hayal kırıklığını”   bir arada yaşamaya mahkumlar.

Mikroenjeksiyon Hangi Durumlarda Uygulanır?

Suni döllenme yöntemi, mikroenjeksiyon yöntemidir (ICSI). Mikroenjeksiyon, kısırlığın erkek kaynaklı olduğu durumlarda uygulanır.  Sperm hücrelerinin herhangi bir nedenle kadın yumurtasına erişemediği veya yumurta zarını aşamadığı durumlarda mikroenjeksiyon yöntemi uygulanır. Bu teknik, şiddetli erkek kısırlığında önceleri uygulanan ilaç tedavilerinin ve varikosel ameliyatlarının başarı oranlarının düşük olması ile ortaya çıktı.

Mikroenjeksiyon tekniği bu erkeklerin de çocuk sahibi olmalarına imkan sağlar. Mikroenjeksiyon tekniği aynı zamanda ilk kez, kısırlık tedavisinin hücre düzeyinde yapılması olarak kabul ediliyor. Tek bir sperm hücresi, kadından alınan yumurtanın içerisine saç kılından daha ince bir iğne yardımı ile mikroskop altında enjekte edilerek döllenme sağlamıyor.

 Ne Zaman Mikroenjeksiyon?

Bu teknik esas olarak üç değişik kategorideki bozukluğa hitap eder. Bunlar; sperm sayısının ya da hareketliğinin eksik olduğu durumlar veya sperm şekillerinin bozuk olduğu durumlardır. Mikroenjeksiyon uygulamalarında döllenme oranı sperm oranı ile ilişkili değildir. Menide birkaç tane sperm hücresi bulunduğu durumlarda dahi bu teknik ile döllenme gerçekleşebilir. Sperm hücresinin hareketliliğinin yetersiz olduğu durumlarda ise, bu teknik spermin yumurta zamanını aşmaktaki zorluğuna çare oluyor. Sperm  şekillerinin bozuk olmasının bir kısırlık nedeni olduğu durumlarda yapılan tüp bebek

uygulamalarında dahi döllenmenin olmadığı veya döllenme oranının çok düşük olduğu uzun yıllardır biliniyor. Mikroenjeksiyon tekniği uygulamalarında ise sperm şekilleri döllenme ve gebelik oranları üzerinde olumsuz bir etki göstermiyor.

Mikroenjeksiyon Uygulaması Nasıl Gerçekleşiyor?

Bu metotta öncelikle, tüp bebek işleminde yapıldığı gibi yumurtaların gelişimini sağlayan gerekli iğne tedavisi uygulanır. Daha sonra genellikle ultrason eşliğinde rahimden yumurta toplanması sağlanır. Yumurtalar toplandıktan sonra mikroskop altına, bir yumurta içerisine bir spermin çok yüksek teknoloji gerektiren aletlerle enjeksiyonu sağlanır. Mikroenjeksiyon işlemi sonrasında elde edilen embriyolar yine standart tüp bebek işlemlerinde olduğu gibi rahim içerisine transfer edilir. Böylece gebelik sağlanmış olur. Mikroenjeksiyon işlemi bu güne kadar, menide spermi olan fakat kalite olarak (hareket, sayı ve şekil bakımından) düşük olgularda uygulanırdı. Yakın geçmişte bu konuda çığır açan bir gelişme elde edildi. Bu metotla menide hiç spermi olmayan, dolayısıyla doğal ilişki ve diğer metotlarla gebe kalması imkansız olgularda da uygulanmaya başlandı. Yeni uygulama, testisten alınan biyopsi ve buradan elde edilecek sperm ile yapılıyor. Günümüzde erkeğe bağlı kısırlık faktörü, erkekte hiç testis dokusunun olmadığı durumlar dışında hemen hemen tamamıyla ortadan kalktı. Mikroenjeksiyon uygulamalarında, yüzde 30’lara varan başarı elde ediliyor.

Tüp Bebekte Etik Sorunlar

Yapay döllenme birçok insana umut vaat etse de, bazı kesimler buna şiddetle karşı çıkıyorlar. Bu kişiler hayatın her alanına teknolojinin girmesini eleştirerek, gebeliğin çok özel bir olay olduğunu vurguluyorlar. Hamilelik ve doğum gibi mucizevi bir olay bu kişilerin ahlak anlayışına göre, doğal kalmalı ve buna teknoloji karıştırılmamalı. Aynı zamanda üremenin ve cinselliğin bu kadar birbirinden ayrı tutulmasını da yanlış buluyorlar. Avrupa’da ve Amerika’da daha çok dini

kesimden gelen bu eleştirilere bilim çevreleri de katılmıyor değil. Bazı bilim adamları, yumurtanın ve spermin bu denli müdahaleye  uğraşmasının anomalileri artırabileceğini söylüyorlar. Tüp bebek yöntemleri henüz çok yeni olduğu için bu konuda uzun süreçli araştırmalar yapmak mümkün değil tabii ki. Ancak yaklaşık 20 yıldır yapılan bu uygulama sonucu doğan çocukların, doğal yollarla doğan çocuklardan bir farkı olmadığı araştırmalarla ortaya konmuş.

Mikroenjeksiyonda Gebelik Öncesi Genetik Tanı

Yasal ve ahlaki sorunlar sadece tüp bebek yöntemlerini etkilemiyor. Aynı zamanda genetik tanı için kullanılan yöntemler de etik çevrelerden eleştiri yağmuruna tutuluyor. Bunlardan biri olan PD, tüp bebek yöntemi uygulandıktan sonra embriyo üzerinde yapılan genetik araştırmadır. Sadece tüp bebek yöntemi ile birlikte uygulanabilen bu gen testi şöyle gerçekleşiyor: Hormon verilerek olgunlaşmış yumurtalar rahimden alınarak erkeğin spermi ile birlikte bir deney tüpüne bırakılıyor. Üç gün sonra doktor döllenmiş yumurtalardan örnekler alarak genetik araştırmalar yapıyor. Genel olarak çiftlerin ailelerinde hangi genetik hastalık varsa, araştırma o yönde yapılıyor. Doktor araştırma sırasında korkulan hastalığa rastlandığı an embriyo yok ediliyor. Ancak hastalığa rastlamadığı embriyolar annenin rahmine transfer ediliyor.

PDI, ailelerinde genetik hastalık olan çiftlerin istekleri üzerine yapılıyor. Avrupa’da birçok ülkede yasak olan bu uygulama ülkemizde yasak değil. Ancak henüz uygulanma alanına girmedi. Uzmanlar PID’nin tüp bebek yönteminden ayrılamayacağım düşünerek birçok ülkede yasaklanmış olmasını yadırgıyorlar. Gebelikte doğmamış bebek üzerine yapılan genetik araştırma bebeğin genetik hastalıklar taşıyıp taşımadığını ortaya koymaya yarıyor. Ancak bu tekniği uygulamak için ailenin tüp bebek yöntemi ile çocuk sahibi olması gerekiyor.

Mikroenjeksiyonda Doğum Öncesi Genetik Tanı

Embriyolarda hastalığa rastlanmadığı durumlarda bile zaman zaman hamileliğin dördüncü ya da beşinci ayında bir genetik tetkik daha yapılıyor. Ailenin isteğine göre yapılan bu genetik tanıda anne karnındaki bebekte çeşitli kromozom anomalilerini, omuriliğin kapanma kusurlarını ve genetik hastalıkların bir bölümünü tanıma olanağı var. Genetik araştırmalar çeşitli yöntemlerle anne karnındaki bebeğe ait dokularda veya bebeği çevreleyen sıvıda (amniyos sıvısı)  yapılır.

Doğum öncesi yapılan genetik tanının en büyük yararı, riskli gebelik nedeniyle çocuk sahibi olmaya cesaret edemeyen veya tüm gebelik boyunca endişe içinde olacak annenin rahatlatılmasıdır. Bilinmesi gereken en önemli bir nokta da, doğum öncesi tanı yöntemlerinin uygulanması ile ancak bir kısım hastalık ve anomalilerin ortaya çıkarılabileceğidir. Bu yöntemlerle saptanamayan hastalıklar da olduğu bir için tümüyle sağlıklı bir bebek garanti edilemez. Buna rağmen genetik tetkikler ile birçok hastalık daha ortaya çıkmadan tanınabilir.

Sağlıcakla Kalın.

Benzer Yazılar

Yorum Bırak