Anasayfa Kısırlık ve Tüp Bebek Erkek Kısırlığı Nedir? Kısırlık Nedenleri ve Tedavisi

Erkek Kısırlığı Nedir? Kısırlık Nedenleri ve Tedavisi

annemce
Erkek Kısırlığı Nedir? Kısırlık Nedenleri ve Tedavisi

Korunmasız ilişkiye rağmen 1 yıl içinde gebe kalınamaması, infertilite yani kısırlık olarak tanımlanır. İnfertiliteden yüzde 40 oranında erkek yüzde 40 oranında kadın ve yüzde 20 oranında ise çiftlerden her ikisi de sorumludur. Erkeğe bağlı infertilite, sperm sayısının, hareketliliğinin veya spermin yapısal özelliklerinin yetersiz veya bozuk olmasından kaynaklanmaktadır.

Son yıllarda yapılan bazı çalışmalarda erkeklerde sperm sayısının giderek azaldığına dair veriler vardır. Sperm sayısında görülen kademeli azalmadan erkek vücudunda kadınlık hormonu östrojene benzer etki gösteren kimyasal maddeler sorumlu tutulmaktadır. Çevresel kirlenme ve tarım için kullanılan insektisit yani haşere öldürücü ilaçların içinde bu kimyasal maddelerin yer aldığı bilinmektedir.

Erkekte sperm sayısının normal değerleri nedir?

Normal bir erkekte sperm sayısının mililitrede 20 milyondan fazla, hareketliliğinin yüzde 30’dan ve normal yapıda sperm oranının yüzde 4’ten fazla olması gerekiyor. Bu değerler Dünya Sağlık Örgütü tarafından tanımlanan normal değerler olduğu halde, sperm parametreleri bu değerlerin altında olan erkeklerin de eşlerini gebe bırakma şanslarının olduğunu gösteriyor. Ancak bu şans, kısırlık süresi ve kadında ek kısırlık faktörlerinin varlığı halinde ihmal edilebilecek düzeylere iniyor.

Erkekte kısırlık nedenleri

Erkekte sperm yetersizliğinin nedeni çoğunlukla bilinmez. Bazı olgularda genetik faktörler de rol oynayabilir. Bu durumlarda ise babadan oğula geçiş olabilir. Sperm bozukluğuna yol açabilen diğer durumlar arasında, kabakulak sonrası yumurtalık iltihabı, geç yumurtalık inmesi, yumurtalık kanseri, yumurtalıklardan birinin alınmış olması ve kanser nedeniyle kanser ilaçları veya radyoterapi uygulaması sayılabilir.

Varikosel (yumurtalıklardan kirli kanı taşıyan damarlarda genişleme) ve erkek kısırlığının ilişkisi henüz tam olarak netlik kazanmamıştır. Varikosel, sperm parametresi bozuk olan erkeklerde daha sık olarak görülür. Buna rağmen varikoseli cerrahi olarak düzeltilmiş olan erkeklerde, bu operasyonu geçirmemiş olanlara oranla gebelik oranlarında anlamlı artış görülmemiştir ve bu nedenle varikosel, cerrahi tedaviyi etkinlik yönünden şüpheli kılmaktadır.

Erkek kısırlığın tedavisi

Erkek kısırlığına yaklaşımda son 5 yıl içinde radikal değişiklikler olmuştur. Artık sperm bozukluğu olan erkeklere ilaç verme devri tarihe karışmıştır. Ayni varikosel tedavisinde olduğu gibi sperm bozukluklarının düzeltilmesine yönelik olarak kullanılan ilaçların etkinlikleri, kontrol grubu içeren çalışmalarda gösterilememiştir (bir gruba ilaç verilirken diğer gruba plasebo yani aktif madde içermeyen benzer tablet veya iğnelerin kullanılması).

Bugün için sigara kullanımının kesilmesi veya azaltılması, stres faktörünün hafifletilmesi, sıkı külot ve pantolonların giyilmemesi, sıcak banyolarda ve uzun süreli oturur pozisyonda kalmaktan kaçınılması gibi basit yöntemler ile sperm parametrelerinde bazen düzelme ve takibinde gebelik görülebilmektedir. Ancak spermdeki sayı, hareketlilik ve yapısal özelliklerinin ileri derecede bozuk olduğu durumlarda bu gibi basit önlemler yarar sağlamamaktadır.

Erkeklerde Mikroenjeksiyon

Kısırlık süresinin 5 yılı geçkin olduğu durumlarda, özellikle kadının yaşı 35’in üzerinde ise fazla zaman kaybetmeden tedaviye geçmekte yarar vardır. Sperm bozukluğunun hafif olduğu durumlarda halk arasında aşılama olarak bilinen ve kadının yumurtasının çatladığı gün yıkanmış spermleri rahim içine verme esasına dayanan intrauterin inseminasyon denenebilir. Bu tedavi ile uygulama başına yüzde 15 ve 3-4 uygulama ile yüzde 40 civarında bir gebelik oranı yakalamak mümkün. Aşılama ile gebe kalamayan çiftlerde veya sperm bozukluğunun orta şiddette olduğu durumlarda tüp bebek tedavisi uygulanır.

Sperm yetersizliği şiddetli veya tüp bebek başarısız olmuş ise, mikroenjeksiyon yapılmalıdır. Erkek kısırlığının tedavisinde bir devrim olarak nitelendirilen mikroenjeksiyonda kadından vücut dışına alınan yumurtalara spermler zerk edilerek döllenme sağlanmakta ve daha sonra döllenen yumurtalar rahim içine yerleştirilmektedir. Mikroenjeksiyon ile kadının yaşına bağımlı olarak yüzde 50’lere kadar çıkan gebelik oranları elde edilmektedir.

Kadın yaşının 35’i geçkin olduğu durumlarda gebelik oranları yüzde 30 civarına ve 40 yaşın üzerindeki kadınlarda ise yüzde 10 – 15’lere inmektedir. Mikroenjeksiyon ile menisinde birkaç sperm bulunan erkeklerin eşlerinde bile gebelik elde edilebilmektedir.

Menide sperm bulunmaması

Menisinde hiç sperm bulunmayan (azospermi) erkeklerin tedavileri ise daha güçtür, ancak imkansız değildir. Bu gibi durumlarda mikroenjeksiyon için kullanılacak sperm hücrelerinin erkeğin yumurtalığından alınan bir parçadan bulunması gerekmektedir.

Spermi dışarı taşıyan kanalların tıkalı olduğu durumlarda ise bu uygulama ile sperm bulunma şansı neredeyse yüzde 100’dür. Ancak sperm yapım bozukluğuna bağlı azospermilerde testislerden sperm bulunma şansı yüzde 50 civarındadır.

İnfertilite uzmanları, istedikleri halde çocuk sahibi olamayan çiftlerde benzer sorunlarla karşılaşıyorlar: Biyolojik üreme kimi insanlarda daha güçlü, kimilerinde ise daha az etki yaratıyor. Çocuk sahibi olamamak ve biyolojik üremeye başvurmak erkeklerde ve kadınlarda farklı türde düşüncelerin oluşmasına yol açıyor.

Biyolojik üremeden önce çoğunlukla kadınlar, bedenlerinin çocuğu kabul etmesi, taşıması ve emzirme gibi vücutlarinin kendilerine sağladığı tüm imkanları incelemek istiyorlar. Buna karşı, çok eski insanlık tarihinden beri süregelen döllenme yeteneksizliği problemi, erkekleri sınıra kadar getirebiliyor. Çünkü çocuk olmadığı takdirde aile kuramazlar, bakamazlar ve onlar için endişelenemezler. Ve bu durumda bayağı bir kompleks duygusu doğuyor. Hatta bundan dolayı sekste geçici bir iktidarsızlık dahi yaşayabiliyorlar.

Uzmanlar, erkeklerin de kendilerini daha güvenli hissetmeleri açısından tüm konuşmalara ve tedavilere partneriyle birlikte gitmesinde fayda olduğunu belirtiyor. Çünkü çocuk sahibi olamamanın asıl nedeni erkekte bulunuyor olsa bile bu konu kadını da içeriyor.

Bazı çiftlerde çocuk sahibi olma isteği çok fazla olurken, çocuğa adapte olunup olunamayacağı düşüncesi arka planda kalıyor. Ayrıca döllenme düşüncesiyle çiftlerin seks yaşamları kuralcı ve yıpratıcı bir döneme girebiliyor. Özellikle erkek, biyolojik üremeden sonra çocuğun kendisinden olduğunu kabullenmekte zorlanıyor. Bu düşünce tarzı doğal olarak kadını da zor duruma düşürüyor.

Sağlıcakla Kalın.

Benzer Yazılar

Yorum Bırak