Doğum

Erken Doğum Yapmamak İçin Ne Yapmalı?

Erken doğuma yol açan etkenler çok çeşitli olabiliyor. Erken doğumdan korunmak için gebelere ilgi ve destek vermek gerekiyor. Günümüzde tip alanında yaşanan başarılar olağanüstü bir tablo oluşturuyor: Gün geçtikçe daha fazla prematüre bebek hayatta kalabiliyor.

Bir kaç yıl öncesine kadar prematüre bebekler için yaşam sınırı 27 haftayken, günümüzde 23 haftalık ve sadece 500 – 600 gr. ağırlığında olan bebekler bile hayatta kalmayı başarabiliyorlar. Ancak, erken doğan bebeklerin çoğu ana rahminde daha kısa bir süre kalmanın olumsuz sonuçlarını yaşıyorlar. Ya gelişimleri çok yavaş ilerliyor ya da sağırlık, körlük gibi özürler oluşuyor. Bu nedenle doğum uzmanları dünyanın her yerinde erken doğma riski taşıyan bebeklerin birkaç hafta, hatta birkaç gün daha geç doğmalarını sağlamak için, ellerinden geleni yapıyorlar. Çalışmalar, geciktirilen her gün için bebeklerin yaşama şanslarının yüzde 2 oranında arttığını gösteriyor.

Günümüzde prematüre bakımında her ne kadar çok etkin yollar alınmışsa da, erken doğumu engellemek yönünde bu denli başarılı olunduğunu söylemek hala oldukça zor. Son 20 yıldır dünyaya gelen bebeklerin yaklaşık yüzde 6 – 10’u 37. hamilelik haftasını doldurmadan doğuyor.

Aydınlanarak erken doğumdan korunun

Erken doğumları önlemek için çok çeşitli araştırmalar yapılıyor, bebeklerin zamanından önce doğmamaları için metotlar geliştiriliyor. Peki, bu metotlar istenilen neticeyi elde etmek için ne kadar yararlı oluyor? Yoksa bazı bebekler gösterilen bütün çabalara rağmen yine de zamanından erken doğmaya devam mı ediyorlar?

Bir Fransız uzman bu konuda farklı bir düşünce ortaya koyuyor. Ona göre erken doğum olasılığını azaltmak mümkün. Bunun için gerekirse gebe kadınlara uygulanan bakım metotlar değiştirilmeli ve erken doğumu engellemek için önlemler, gebe kalmadan önce alınmalı. Fransa’da bu amaçla uygulanan yöntemler, erken doğum oranını son yıllarda yüzde 7.5’lerden 3.8 oranlarına getirmiştir.

Konuşmak erken doğumu engelliyor mu?

Bunun için bir uzman, çok etkili sonuçlar veren bakım yöntemleri uygulamaya koyuyor. Bu uygulamaya göre belli bir bölgede yaşayan bütün gebe kadınlara, gebeliğin aşamaları konusunda bilgi veriliyor. Ayrıca uzmanlar gebelerin korku ve kaygılarını konuşarak gidermek için çok uğraşıyorlar. Bu konuşmalar sayesinde gebeler streslerini yenmeyi başarıyorlar. Bütün bu çabaların sonunda, erken doğum oranı üçte bir düşürülüyor.

Erken doğan bebeklerin hayatlarının çok büyük risk altında olduğu düşünülürse, bu oran oldukça rahatlatıcı bir netice sayılıyor. Bu çalışmalar sonucunda birçok değişik bölgelerde bu tip gebe bakım merkezleri oluşturuluyor. Bu merkezler üç temel nokta üzerine duruyor:

  • Hamileleri bütün ayrıntılarla bilgilendirmek,
  • Hamilelerin yaşam tarzlarını değiştirmek.
  • Uyuşturucu, alkol, nikotin gibi maddelerden uzaklaştırmak.
  • Bedensel özen sağlamak (bu yatak istirahatiyle karıştırılmamalı).

Gelecekte daha az prematüre

Bazı uzmanlara göre, gebe kadınların erken doğumdan korunmalarının en temel kuralı, yaşam tarzlarını değiştirmeleri. Aslında sağlıklı yaşam konusunda bilinçlenme çok uzun sürelere dayanıyor. Bir uzman bu konuda şöyle diyor; “Sağlık bilinci daha ergenlik dönemlerde başlamalı. Özellikle sağlığı tehdit eden maddelerden ve yaşam tarzından insanları uzak tutmak için okul sıralarında eğitim verilmeli. Böylelikle bu eğitim her kesimden ailelere ulaşabilir. Hangi kadının sağlığına dikkat ederek yaşadığı, özellikle erken doğum geçirenler araştırıldığında daha somut ortaya çıkıyor.

Araştırmalar, erken doğumla gebelerin düzensiz bakım muayeneleri arasındaki bağlantıyı ortaya koyuyor. Daha sık muayenelere giden kadınların sadece yüzde 1.8’i erken doğumla karşılaşıyorlar. Normal düzende muayenelere giden kadınların erken doğum yaşama oranları ise 3.3. Fakat yetersiz muayene olan kadınlarda ortaya üzücü bir tablo çıkıyor. Bu kadınların ortalama olarak yüzde 15’i bebeğini zamanından önce dünyaya getiriyor. Bütün bu araştırmalar, hamilelik öncesi ve esnasında yapılan düzenli muayenelerin ve destek verme programlarının, eğer doğru alınıyor ve geniş bir alana yayılıyorsa, çok yerinde olduğunu gösteriyor.

Eğer kadınlar hamilelikleri esnasında tek başlarına olayların üstesinden gelemiyorlarsa, Kadın Sağlık Merkezleri’ne, doğumu yapacak olan uzmanlarına ya da danışma merkezlerine başvurabilirler. Ayrıca korkuların ve endişelerin de ciddiye alınması gerekiyor. Örneğin, zorlanmaların yaşandığı anda mutlaka yardım istemeleri gerekiyor. Eğer bu zorlanmalar gebelerin çalıştıkları işyerleriyle ilgiliyse, doktora başvurup, hamilelik izni almaları en doğru karar olur.

Bebek neden erken doğar?

Bebeklerin neden erken doğdukları konusunda genellikle uzmanlar kesin bir yanıt vermekten kaçınıyorlar. Çünkü bu olay çoğunlukla birçok nedene bağlı olabiliyor. Sıralanabilecek birçok önemli nedenlerden biri; vajinada oluşabilen enfeksiyonlar. Bu enfeksiyonlar özellikle savunma sisteminin zayıfladığı dönemlerde tekrar oluşma riski taşıyor. Buna neden olarak da sigara tüketimi, cinsel birleşme ve özellikle bedensel – psikolojik stres gösterilebiliyor.

Bunun yanında kronik stres de tehlike oluşturabiliyor. Çünkü stres, adrenalin, bu da oksitoksin maddesinin salgılanmasına neden oluyor. Oksitoksin maddesi sancıları oluşturuyor. Bunun yanında, hamilelik üzerinde akut stresin, devamlı süren baskılardan, yani kronik stresten daha az etkili olduğu söyleniyor.

Vajinada oluşan enfeksiyonlar da gebeliği tehlikeye sokuyor. Çünkü enfeksiyon sonucunda bakteriler amniyos kesesine ulaşıyor ve buraya saldırıyor. Amniyos sıvısı akmaya başlıyor ve dolayısıyla da sancılar başlıyor.

Bu gelişim çoğunlukla aniden gerçekleşmiyor. Çünkü genellikle erken doğum kendini önceden belli ediyor. Çoğu kadın birkaç hafta önce bir şeylerin yolunda gitmediğini hissedebiliyorlar. Örneğin, uzayan ağrılar, aşağı doğru baskı hissi ve içsel olarak huzursuzluk hissedilebiliyor. Böyle bir durumda bebek de erken reaksiyon veriyor ve bazı şeylerin yolunda gitmediğine dair sinyaller gönderiyor.

Erken doğuma neden olabilecek enfeksiyonları önceden belirlemek için düzenli olarak her ay doktor kontrolüne gitmek gerekiyor. Kontrollerde, doktor vajinanın pH değerini ölçerek ve idrarda bakteri varlığını araştırarak enfeksiyon olasılığını saptayabiliyor.

Erken sancılanmaya karşı nasıl bir önlem?

Uzmanlar sancıların denetlenmesi konusuna da artık eskisi kadar önem vermiyorlar. Kısa bir süre öncesine kadar, sancılar bebeğin konumuna göre belirleniyordu. Bir uzman bu alanda bir çalışmayla, kalp araştırmaları ile doğum sancısı tespitlerinin benzer olduğunu ortaya koymuş. Bunun için, elektromiyografik tokometre ile sancı esnasında rahim kaslarının her hareketi belirleniyor. Bu yolla sancıların gerçek veya yalancı oldukları ortaya çıkabiliyor.

Avrupa’da sancı bastırıcı ilaçlar üzerine araştırmalar yapılıyor. Üzerinde çalışılan bu ilaç, oksitoksin maddesinin rahim kaslarını etkilememesini sağlayarak sancıları engellemeyi amaçlıyor. Fakat yapılan bütün bu araştırmaların, daha birkaç yıl kullanıma girmeyeceği belirtiliyor.

Günümüzde gebelerin erken sancılanmaları durumunda uygulanan metodlar hala eski yöntemlerden oluşuyor. İlaçlarla sancılar ertelenerek, doğumun birkaç gün ya da hafta geç başlaması sağlanıyor. Bu yolla bebeğin akciğerleri anne rahminde kısmen olgunlaşıyor ve doğan bebek prematüre merkezine alınıyor. Çünkü prematüre bebekler anne rahmi dışında ancak böyle merkezlerde yaşama şansını yakalıyorlar.

Ülkemizde bu tip gebelere terapi uygulayan merkezler henüz bulunmuyor. Hamile kadınlar daha çok kendi doktorlarıyla konuşarak, onların yönlendirmeleriyle hareket ederek ve gereken önlemleri alarak erken doğumdan korunabiliyorlar. Fakat ileriki yıllarda ülkemizde de böyle merkezlerin kurulması amaçlanıyor.

Ne zaman, ne kadar risk? 23 – 24 hafta arası:

Bu bebeklerin boyları 30 cm olmasına rağmen, akciğerleri suni solunum yapılabilecek kadar olgun. Buna rağmen sadece yüzde 20’si hayatta kalabiliyor. 29 haftaya kadar

Bu bebeklerin hayatta kalma şansları yüzde 90 – 95 oranında. Fakat kalıcı hasarların oluşma olasılığı çok yüksek. Bu bebeklerin boyları ortalama 36 cm, ağırlıkları da 1 kg’dan biraz fazla. 32 haftaya kadar

Bu dönemlerde doğan çoğu bebekler tek başlarına nefes alabiliyor ve kendiliğinden emebiliyorlar. Eve gitmeleri için 2,5 kg ağırlığına ulaşmaları yeterli oluyor. 37 haftaya kadar

Bazı durumlarda bu bebekler prematüre olarak görülmeyebiliyor. Çoğu sağlıklı, normal gelişime sahip ve ortalama 2000 gramdan fazla bir ağırlığa sahip. Genellikle anneyle birlikte hastaneden ayrılabiliyorlar.

Erken doğumda risk grubu

  • Kadının yaşı 18’in altında, 35’in üzerindeyse,
  • Birden fazla bebek bekliyorsa,
  • Daha önce düşük ya da erken doğum yaşadıysa,
  • Önceden diyabet, yüksek tansiyon veya rahimde miyom oluştuysa,
  • Nikotin, alkol ya da uyuşturucu kullanıyorsa,
  • Vajinasında enfeksiyon varsa,
  • Kronik stresten şikayetçiyse, risk grubuna girer

Erken doğumda genellikle birçok faktör birden etkili oluyor. Fakat bunların hangisinin etken olduğu sonradan ortaya çıkıyor. Çünkü erken doğumların yüzde 50’si daha önce hiçbir belirti vermeden yaşanıyor.

Sağlıcakla Kalın.

#Yıldız Vermeyi Unutmayın!
[Toplam: 0 Ortalama: 0]
Değerli Ziyaretçimiz, aklınıza takılan sorulara hızlı bir cevap almak için, UZMANLARA VE ANNELERE SOR bölümünü, kullanabilirsiniz.
Aklınamı Takıldı? UZMANLARA VE ANNELERE SOR (Tıkla)
Instagramda Bizi Takip Edmek İçin (Tıkla)

Annemce Yazar Ekibi

Annemce yazar ekibi, kadın ve çocuk sağlığı, hamilelik, bebek sağlığı, kısırlık ve tüp bebek konularında tecrübe ve bilgi sahibi alanında uzman kişilerden oluşmaktadır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı