Çocuk

Söz Dinlemeyen Çocuğa Nasıl Davranılmalı?

Anne babalar, özellikle anneler söz dinlemeyen çocuğa nasıl söz geçiririm? söz dinlemeyen çocuklara nasıl davranılmalı? diye çok dert yanıyorlar. Modern eğitim tarzını ne kadar benimsemeye çalışırsak çalışalım, yine de çocuklarımızdan kesinlikle saygı ve uyum bekliyoruz. Belki de onların mum gibi olması en büyük hayalimiz.

Söz dinlemenin sözlük anlamına baktığımızda şöyle bir tarif çıkıyor karşımıza: Daha üst pozisyondaki bir kişinin istekleri ve söyledikleri doğrultusunda hareket etmek. Ancak bu gün bu tarif kulağa hiç de hoş gelmiyor.

Geçtiğimiz yüzyılda söz dinleme kavramı insanlar tarafından garip karşılanmıyordu. Sadece çocukların değil, genel olarak tüm insanların söz dinlemeleri yaşamın her alanında normal sayılıyor ve bundan kimse rahatsızlık duymuyordu. Günümüzde ise bu konu farklı bir boyutta yaşanıyor. Artık kendi haklarını koruyan ve fikirlerini açıkça dile getiren bir toplum var karşımızda.

İnsanlar artık kendilerini yönlendiren ve belli kalıplar içinde yaşamalarını öğütleyen diktatörler istemiyor. Bu davranış şekli de çocuklarımızı nasıl yetiştirdiğimizle bağlantılı olarak gelişiyor. İçinde bulunduğumuz çağa uygun olarak bize düşen de onların düşüncelerine ve hareketlerine saygı duymamız.

Çocukların ihtiyaçlarını karşılamanın yanında aile ortamında kendi fikirlerini özgürce dile getirmelerini sağlamalıyız. Saygısızlık derecesine uzanmadığı sürece bu eğitim ve yetiştirme tarzı tüm aileler tarafından benimseniyor. Bazı durumlarda ise anne babalar çocuklarının kendilerine söz dinlemelerini bekliyor. Zaman zaman zorlamaya kadar uzanan davranışlar yaşanıyor.

Sonuç olarak hiç kimse çocuğunun denetimsiz bir şekilde sokak ortasında yürümesini veya başka çocuklara tekme atmasını, başkalarının eşyalarına zarar vermesini istemiyor. Amaç ise hep aynı; çocuğu tehlikelerden korumak ve en iyi şekilde yetiştirmek.

Bu dengeyi nasıl koruyabiliriz?

Amacımız genellikle “uslu ve söz dinleyen bir çocuk yetiştirmek… Ama aynı zamanda kişilikli, kendi fikirleri ve zevkleri olan birer birey olarak yetişmelerini de istiyoruz. Hareketlerine sürekli müdahale ettiğimiz çocuğun nasıl fikir sahibi bir birey olmasını bekleyebiliriz.

Peki, bu konuda ne yapabiliriz? Bizim önerilerimiz diğerlerinden çok daha karmaşık bir yapıda olsa da olaya uzun vadeli bakıldığında hepsinden daha etkili gibi gözüküyor. Çocuklarınızın yetişme ortamları ve şartlarının normal düzeyde olduğunu varsayarak şu soruları kendinize sormayı ihmal etmeyin:

  • “Her yaşın ayrı bir güzelliği vardır” deniliyor. Peki, çocuğunuz da buna uygun olarak yaşının gerektirdiği aktivitelere ilgi duyuyor mu? Bunlarda başarılı mı? Yaşı ne olursa olsun, ev işlerinde size yardımcı oluyor mu? Yaşıtlarıyla iyi iletişim kurabiliyor mu? Genel olarak sevilen ve aranan bir çocuk mu?
  • Çocuğunuz temiz havaya çıkıyor mu? Temiz havada oynayıp, coşmak çocuğunuzun en doğal hakkı.
  • Evinizdeki sıcaklık normal mi? Fazla sıcak olan evler çocuğu bunaltabiliyor. Çocuğunuzu her dakika kat kat giydirerek paketlemenin de bir anlamı yok.
  • Çocuğunuzu sevdiğinizi sık sık belirtiyor musunuz? Kendini sizin yanınızda güvende hissediyor mu? Yoksa kıskançlık duyguları içinde yanıp tutuşuyor veya korkularla mı yaşıyor? Siz ne hissettiğini anlayabiliyor musunuz? Yoksa çocuğunuzun duygularına karşı duyarsız mısınız? Sadece davranış şekli ve size karşı tutumunu mu izliyorsunuz? Ona neler hissettiğini sorduğunuz oluyor mu?

İlişkinizin boyutunu bilmelisiniz

Çocuğunuzla aranızdaki ilişkinin boyutu büyük önem taşıyor. Her şey yolunda mı, yoksa rekabet ortamı mı hakim? Kısacası: Çocuğunuz kendini rahat ve iyi hissediyor mu? Ne kadar basit gibi görünse de bu sorunun yanıtı ciddiye alınmalı. Aile bireyleri birbirlerinin ricasını kırmamayı öğrenmeli ve diğerlerinin isteklerine saygı duymalı. Eskiden anne babalar tehditler ve azarlamalarla çocukların söz dinlemelerini sağlamaya çalışıyorlardı.

Bu gün ise sonuçları tartışılıyor. İnsan çocuğunu nasıl yemek yemeye, dişlerini fırçalamaya ya da uyumaya zorlayabilir ki! Günümüzde çoğu kişi, açıklayarak ve rica ederek işe başlıyor. Çocuğuna dişlerini yıkamadığı takdirde, çürüyeceklerini ve zamanla döküleceklerini açıklayan ebeveynler bu konuda daha başarılı oluyorlar. Ve çocuk yapması gerekenin kendi çıkarına bir davranış olduğunu anlıyor.

Her şeyin kaynağı sevgi

Çocuk; korkusundan değil, sevgisinden ve saygısından sizin sözünüzü dinlemeli. Böyle olunca, çocuk anne babasını kırmak veya üzmek istemediği için kendisine söylenenleri ciddiye alıyor. Ancak kendini ezilmiş ve dışlanmış hissediyorsa, burada sorunlar başlıyor. Böylece ilişkinin temeli de fiziksel olarak uygulanan cezalarla tümünden sarsılabiliyor.

Bir davranışın veya boyun eğmenin sebebi korkuysa bu mutlaka bir süre sonra farklı şekillerde ortaya çıkıyor. Ve zararı kaynağından çok daha büyük oluyor. Anne – baba – çocuk ilişkisi bir yaşından itibaren oluşmaya başlıyor. Bu süre içinde istikrarlı ve huzurlu bir ilişki yaşanıyorsa, ilk itaatsizlik engelleri de aşılmış oluyor.

Çocuğunuz keşfe çıkınca sorunlar başlıyor

Çocuğun ilk keşif yolculukları ve buna bağlantılı olarak yaşanan cezalandırmalar evin içinde başlıyor. Etrafını dokunarak tanımaya çalışan çocuk, çeşitli tehlikelerle de karşı karşıya kalıyor. Onun için dokunmak tanımakla eş anlamlı, bu nedenle de her şeye dokunmak için bir bakıma can atıyor. Ocak, çekmeceler, televizyon, müzik seti gibi, evdeki her şey ilgi alanına giriyor. Ve bunlara başlayan dokunmalarla beraber gelen kısıtlamalar da alıp başını gidiyor. “Ona dokunma, o kaka, bu öcü” gibi cümleler çocuğun karşısında sıraya diziliyor.

Aslında çocuklarımıza bu kadar kısıtlama getirmeden önce evimizi gözden geçirmemiz daha mantıklı olmaz mı? Çocuk için ne kadar güvenli bir ortamda yaşıyoruz? Dokunarak ve keşfederek bilgi biriktiremeyen ve merakını gideremeyen çocuk, bu tür gereksinimlerini hareketlerine yansıtıyor.

Anne babaların tüm tepkilerini izlemek, onlar için zevkli bir olay haline dönüşüyor. Bağırmaları, kızmaları, gülmeleri onları neşelendiriyor ve hayatlarına renk katıyor. İlgi alanlarına gelen kısıtlamaları fazla ciddiye almamaya başlıyorlar. Hatta tam aksine cezalı bölgelere girerek, anne babanın tepkileriyle eğlenip, merakını gideriyor.

Ona örnek olmalısınız ki çocuğuz sizi dinlesin

Eviniz onun için yeterince güvenliyse, çocuğunuz rahatlıkla dolaşabiliyor ve önüne çıkan her şeyi rahatlıkla elleyebiliyor. Her evde, yeni alınan müzik setinin düğmeleri gibi dokunulması kesinlikle yasak olan bazı tabu bölgeler mutlaka bulunuyor.

Sakin ve sabırlı olduğunuz bir anınızda çocuğunuzu o müzik setinin yanına götürün. Ona müzik setine nasıl dokunması gerektiğini gösterin. Bunu birkaç kez tekrarlayın. Sonra onun elini avucunuzun içine alarak, onun müzik setine aynı şekilde dokunmasını sağlayın. Doğru yaptığı takdirde onu kucaklayın ve onunla gurur duyduğunuzu belirtin, hatta ona ufak bir hediye verin. Çocuğunuz bu oyunu tekrar tekrar oynamak isteyecektir. Birkaç gün sonra bu oyunu tekrarlayın. Günün birinde bu tabu karşısında nasıl tepki göstereceğinizi merak edebilir. Onun asıl ilgi duyduğu sizin tepkinizdir.

Bu durumda ne yapmalısınız? Kızmalı mı, bağırmalı mı, onu başka bir yere mi taşımalı? Hayır, bunların hiçbirini yapmayın. Sıkılmış gibi görünün, hem de çok sıkılmış gibi. Ters yöne bakın veya başka bir şeyle ilgilenin! Hatta onun da ilgisini çekebilecek bir şeyle ilgilenerek merakını uyandırabilirsiniz. Kısacası konuyu uzatmayarak, oyalayın.

Çocuğunuz yaşça daha mı büyük, o zaman aşağıda sıralananlara bir göz atın:

Yazıda belirttiğimiz sınırlamaları uygulamaya çalışın. Söz dinlemek daha önce de vurguladığımız gibi yaşla sınırlı değildir, her yaş için geçerlidir.

Çocuğunuzla aranızdaki ilişkinin derinliğini bilip, onu tanımaya çalışın. Eğer ilişkinizin onun için ne anlam taşıdığını bilmiyorsanız, davranışlarını ve tepkilerini izleyin.

En iyisi ise her zaman oturup açık açık konuşmaktır. Sonradan ortaya çıkabilecek yanlış anlamaları engellemek için bunu ihmal etmeyin.

Olaylara farklı yönlerden bakın: Yetiştirme tarzınızı değiştirmeniz gerekiyorsa, değiştirin. Çocuklarınızın iyi yaptığı şeylere, başarılarına yoğunlaşın. Eksi taraflarını ve hatalarını vurgulamayın. Böylelikle yoğunlaştığınız ve vurguladığınız tüm olaylar daha da önem kazanıyor.

Eksilerin üzerinde ne kadar durursanız, bunların daha da arttığını görebilirsiniz. Sakın çocuğunuzu yargılamayın veya aşağılamayın. Siz belki de bunları yaparken onu teşvik ettiğinizi zannedebilirsiniz. Ama ortaya çıkan tablo hiç de iç açıcı olmaz: Çocuk korkularını yenemez ve aşağılık duygularından kurtulamaz.

Sağlıcakla Kalın.


Aklınamı Takıldı? UZMANLARA VE ANNELERE SOR (Tıkla)
Instagramda Bizi Takip Edin ! (Tıkla)
Dertleşmek İstiyorsan Aramıza Katıl ! (Tıkla)

Annemce

Annemce yazar ekibi, kadın ve çocuk sağlığı, hamilelik, bebek sağlığı, kısırlık ve tüp bebek konularında tecrübe ve bilgi sahibi alanında uzman kişilerden oluşmaktadır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu