Çocuk

Otizm Nedir? Otizmli Çocuklar Nasıl Davranırlar?

Otizm toplumda önyargıların olduğu farklı bir olgu. Türkiye otizmi yeni dönem dizilerden mucize doktor dizisinden birazcık ve başrollerini Dustin Hoffman’la Tom Cruise’un oynadığı “Rain Man/Yağmur Adam” filmiyle tanıdı. Film büyük başarı kazandı, bir gerçeği de ortaya koydu: Otizm. Başka bir ülkede bambaşka bir yaşam biçimi gibi.

Otizmin tarihçesi

Otizm ‘in isim babalığını aynı zamanda benzer alanlarda çalışmalar yapan iki hekim Leo Kanner ve Hans Asperger  yaptı. Bu iki hekim “otizm” ismini hastaların dış dünyayla olan ilişkilerini kaybetmelerini anlatmak için verdiler. Kanner, 1943 yılında çalışma yaptığı on bir çocukla ilgili, bir dönüm noktası olarak kabul edilecek bir makale yayımladı.

Bu çocukların hepsinde ortak dört özellik vardı: Tek başınalığı tercih etme, aynılık ya da tek düzelikte ısrar, ayrıntılı bir rutine ilgi ve bazı özel yetenekler. Kanner’in sözünü ettiği çocukların bir bölümü konuşma engelliydi. Ancak Kanner konuşabilen çocukların da sözlü iletişime girmediklerini ve dili tek düze bir biçimde kullandıklarını saptadı. Örneğin çocuklardan biri yalnızca söylenenleri tekrarlıyordu. “Çikolata istiyorum” yerine “çikolata istiyorsun” diyordu. Kanner ilk karşılaşmalarından tam 20 yıl sonra gruptaki çocukları yeniden inceledi. Bazıları, toplumsal yaşama diğerlerinden daha iyi uyum sağlayabilmişse de iletişim kurma ve başkalarıyla ilişkiye girme güçlükleriyle, ayrıntıya ve tek amaca yönelik oluşları sürmekteydi.

Otizmli çocuklar nasıl davranırlar?

  • İlgisizdir
  • Gereksinimlerini anlatabilir
  • Sözleri papağan gibi tekrarlar
  • Uygunsuz şekilde güler, kıkırdar
  • Bakışlarla iletişime girmez
  • Ancak bir yetişkin ısrar ya da eşlik ettiğinde oyuna katılır
  • Diğer çocuklarla birlikte oynamaz
  • Oyun oynuyormuş gibi yapmaz
  • Aynılığı tercih eder
  • Anlamsız saçma davranışlar gösterir
  • Objeleri eline almak ve onları döndürmekten hoşlanır
  • Toplumsal yönü olmayan bazı işlerde çok başarılıdır

Psikolojik bir bozukluk değil Yıllarca otizmin psikolojik bir bozukluk olduğu, organik temele dayanmadığı düşünülmüştür. Başlangıçta belirgin bir nörolojik sorunla karşılaşılmamıştır. Otistik çocukların hepsinin entelektüel kapasitesi düşük değildi. Genellikle fiziksel olarak normal görünüyorlardı. Bu nedenle yıllarca ruhsal kökenli teoriler üzerinde duruldu. Bu teoriler çocuğun kendini aşırı derecede etkileyen kötü deneyimler sonucunda otistik olduğuna dayanmaktaydı.

Anneyle yakın bir bağ kuramama veya şiddetle reddedilmenin çocuğu dış dünyanın kesinlikle nüfus edemediği, tamamen hayallere dayalı bir iç dünyaya kapanmaya ittiği iddia ediliyordu. Ancak, örnekler bu teorileri desteklemiyordu. Ayrıca şiddetle reddedilmiş ya da anne baba sevgisinden mahrum kalmış pek çok çocukta bu hastalık görülmüyordu. Ne yazık ki hala bu görüşlere dayanan tedavi yöntemleriyle ailelerde suçluluk duygusu yaratılıyor. Oysa davranış uyum programlarıyla ailelere kolaylık sağlanabilir.

Otizm de duygusal iletişim imkansız değil

Psikolojik ve fizyolojik araştırmalar otistiklerin daha zengin bir iç dünyası olmadığını, buna karşın beyinlerini normal bir beyinden farklı kılan biyolojik bir bozukluğun kurbanı olduklarını göstermiştir. Ancak otistiklerle duygusal iletişim kurmak imkansız değildir. Bu nedenle bizler otistiklerin yaşamlarını da özürlü insanlarda başarabildiğimiz oranda kolaylaştırabiliriz.

Görememeyi hayal edebiliriz. Ancak otizmi anlayabilmek neredeyse olanaksız gibi görünür. Otizm körlük gibi yaşam boyu sürer ve eğitime yanıt verir. Eğitim otistik kişinin yaşamla barışıp, baş edebilmesini sağlayabilir. Ancak anksiyete, panik, ve depresyon gibi ikincil sonuçlar da doğurabilir. Otizm oldukça seyrek görülür. Bu oran binde bir ya da binde iki gibi, Down sendromuyla aynı düzeye ulaşabilmektedir. Erkek çocuklarda bu oran iki veya dört kat daha fazladır.

Otizm neden kaynaklanır?

Bununla beraber, otizmin neden kaynaklandığı hakkında bugün bile bir kesin varılmış değil. Hastalığın birçok klinik ve tıbbi olayla ilişkili olması

mümkün görünüyor. Bunlar arasında annenin kızamıkçık enfeksiyonu ve kromozom anomalisi, erken dönemdeki beyin travmaları ve bebeklik döneminde geçirilen konvulsiyonlar sayılabilir. Bu konuda belki de en ilginç bulgu, otizmin genetik bir temele dayandığını gösteren verilerdir. Tek yumurta ikizlerinin her ikisinin de otistik olma olasılığı, çift yumurta ikizlerine oranla daha yüksektir.

Bir otistiğin bulunduğu ailede ikinci bir otistik bebeğin dünyaya gelme oranı normal popülasyona göre 50-100 kat yüksektir. Hastalıkta en önemli üç özellik -iletişim, hayal gücü ve toplumsallaşma eksikliği- bir bütün oluşturur. İletişimdeki bozukluk, konuşmama veya konuşmayı geç öğrenme, anlamaya yönelik sorunlar ya da konuşmak yerine vücut dilini kullanmak gibi çok çeşitli olayları içerir. Diğer bazı otistiklerse son derece akıcı konuşabilmekle birlikte, sözcüklerin nesnel anlamına aşırı bağımlıdırlar.

Hayal gücü eksikliği, objelerle tekrar tekrar aynı şekilde oynama, yetişkin otistiklerdeyse gerçeklerle saplantılı bir biçimde ilgilenme şeklinde gözlenir. Toplumsallaşma sorunuysa beceriksizlik ve arkadaş olabilme ve dostluğu sürdürebilme gibi durumlarda uygunsuz davranışlar şeklinde kendini gösterir. Bununla birlikte pek çok otistik dostlarıyla birlikte olmaktan ve onları memnun etmekten hoşlanır.

“Sıra dışı” çocuklar

Otizm Nedir? Otizmli Çocuklar Nasıl Davranırlar?
Otizm Nedir? Otizmli Çocuklar Nasıl Davranırlar?

Normal bebekler yaşamının birinci yılından başlayarak “ilginin paylaşılması” dediğimiz olaya katılırlar. Örneğin normal bir çocuk herhangi bir objeye işaret ettiğinde yaptığı, o objeye gösterdiği ilgiyi başkasıyla paylaşma isteğidir. Otistik çocuklarda ise ilgi paylaşımı gözlenmez. Bu davranışın eksikliği, otizmin ilk belirtilerinden biri olabilir.

Otistik çocuk herhangi bir objeyi gösterdiğinde bunun tek nedeni çocuğun o objeyi istiyor olmasıdır. Otistik çocuklar taklit etmeyi anlayamaz ve oyun oynarken taklit öğelerini kullanamaz. Örneğin normal bir çocuk oyuncak bebeğini boş bir kaşıkla besleme sırasında uygun hareketleri yapar ve ağzıyla buna uygun sesler çıkarır.

Otistik bir çocuksa kaşığı sürekli olarak döndürür veya yere atar. “Anlayış” anahtar kelime Cam fanus içindeki çocuk imajı pek çok yönden yanıltıcıdır. Cam fanusun içinde, dışarı çıkarılmayı bekleyen normal bir çocuk olduğu ya da otizmin yalnızca çocukluk çağında görülen bir hastalık olduğu doğru değildir. Hastalığa duygusal yaklaşılmamalıdır. Otizmi tedavisi olmayan bir hastalık olarak görmek gerekir. Otistik bir çocuğun zamanla “akıllanacağını” beklemek hatadır. Ancak günümüzde otistiklerin davranışlarının geliştirilebildiği kabul ediliyor. Bu insanlar gereksinimlerini ifade edebilir, duygusal bağlar kurabilirler. Hastalık tek başınalık anlamına gelmemelidir.

Otistiklerin yaşadıkları ortama ne derece uyum sağladıkları konusunda gerçekçi olunmalıdır. Onlardan, doğuştan gelen, kendilerine derinlemesine düşünebilme olanağı vermeyen bir beyin kapasitelerini aşabilmelerini bekleyemeyiz. Öte yandan unutmamak gerekiyor ki, otistikler bizden, beyin yapılarının farklı olduğunu anlamamızı ve onlara karşı daha anlayışlı olmamızı bekleme hakkına sahipler.

Uzmanlar, otizmin çok geniş bir yelpazesi olduğunu belirtiyor. “Bizim çocuklarımız daha şanslı bir grup. Çok çok düşük seviyede zihinsel durum gösteren çocuklar da var, çok çok üstün seviyede çocuklar da var. Buradaki çocuklar normal ve normalin altında öğrenme gücüne sahip çocuklar” diyor. 2 yıl eğitim aldıktan sonra normal sınıfa geçen çocukların olduğunu belirten Kükürt, bu çocukların okuma yazmayı öğrendiklerini, düzgün konuşabildiklerini söylüyor.

Otistik çocukların ayrıcalıkları var

Otistik çocukların fizyonomileri düzgün. Yüzlerinde onları diğer çocuklardan ayıran farklı bir ifade yok. Bizim önemsemediğimiz şeyleri önemsiyorlar. Bellekleri de iyi çalışıyor, hiçbir şeyi unutmuyorlar. Ama öğrendiklerini günlük yaşamda gerekli işlerde kullanamıyorlar. Örneğin, otomobillerin plakalarını ezberliyorlar bazıları kağıt kalem kullanmadan, kafalarından çok haneli rakamları toplayabiliyor, çarpabiliyor veya çıkartabiliyorlar. Çocukların sosyalleşme ve iletişim sorunu olduğunu söyleyen uzmanlar, bu nedenle çocukların oyuncaklarına özel bir önem gösterdiklerini vurguluyorlar. Tek başına oynamaya eğilimli bu çocuklar için hep birlikte oynayabilecekleri oyuncakları seçtiklerini belirtiyor “Legoları, grup oyunlarına yönelik oyuncakları tercih ediyoruz. Puzzlelar (yap-bozlar), eşini bul gibi hafıza kartlarıyla oyunlar oynatıyoruz” diyor.

Çocukları birlikte bir şeyler yapmaları için sürekli teşvik ettiklerini söyleyen Uzmanlar, kaç yıldır beraber olmalarına rağmen şimdiye kadar çocuklardan hiçbirinin birbirlerine günaydın, ya da bunu bana ver, şunu al” gibi bir şey söylediğini görmediğini belirtiyor. Sonra hemen ekliyor. “Ama grubu bozmuyor, birbirlerine zarar vermiyorlar. Bu özellikleri bir anaokuluna ya da ilkokula gittiklerinde işlerine yarayacaktır. Böylece gruptan dışlanmayacaklardır” diyor.

Otizm de tek ilaç, eğitim ve sevgi

Sevgi, anlayış ve eğitimin bu çocukların toplumsallaşmasında en önemli olgu olduğunu belirten Kükürt “Bir dönem sert uygulamalar yapılıyordu. Bu sadece çocukları krize soktu. Sevgi ile yaklaşınca çocuğa istediğinizi yaptırabiliyorsunuz. Sevgi, en önemli olgu. Aileler mutlaka çocuklarını dış dünyaya açmalılar. Çocuğun sosyalleşmesi topluma çıkması gerekir. Evde hiçbir çocuk sosyalleşmez. Eve kapatın, normal çocuğunuz bile geriler. Bu çocukların dil gelişimi, sosyal ve zeka gelişimi için mutlaka okulun dışında da bir hayatları olmalı. Parka, sinemaya, tiyatroya gitmeli, eğlenceye katılmalı, normal çocuklarla beraber olmalı”.


Aklınamı Takıldı? UZMANLARA VE ANNELERE SOR (Tıkla)
Instagramda Bizi Takip Edin ! (Tıkla)
Dertleşmek İstiyorsan Aramıza Katıl ! (Tıkla)

Annemce

Annemce yazar ekibi, kadın ve çocuk sağlığı, hamilelik, bebek sağlığı, kısırlık ve tüp bebek konularında tecrübe ve bilgi sahibi alanında uzman kişilerden oluşmaktadır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu