Çocuk

Çocuğuma Paylaşmayı Nasıl Öğretebilirim?

Herhangi bir çocuk parkının kum havuzuna bir kova ile bir kürek ve yanına da birkaç tane kalıp koyup birkaç tane de iki – dört yaş arasında çocuğu kum havuzuna oturtursanız bir müddet sonra gelişecek olayları gözleyin. Çünkü ortalama beş – altı dakika sonra çocuklar aralarında tartışmaya başlayacaklardır. “O benim küreğim” ya da “kovamı geri ver” gibi cümlelerle tartışma büyüyecektir. Bu manzara size tanıdık geliyor olabilir. Belki sizde tartışma konusu bir kova değil de bir oyuncak olabilir. Ve tartışmayı genelde yaşı daha küçük olan çocuğunuz çıkaracaktır.

Görünüşe göre küçük çocuklar oldukça egoist bir yapıya sahipler. Bu yaştaki çocuklar her şeye sahip olmak istiyor, fakat ellerinde olan bir şeyi de vermeye yanaşmıyorlar. Bir sürü oyuncakları olmasına rağmen, hatta her oyuncaktan ikişer tane olması bile o yaş çocuklarının güzel güzel oynamalarına yeterli olmayabiliyor.

Birçok anne baba çocuklarının bu davranışlarından utanç duyarlar. Kendilerinin de cimri olup olmadıklarını düşünmeye başlarlar. Fakat çocuklarının bencil davranışından utanmaları için bir neden yoktur, çünkü büyük olasılıkla çocuğun oyun arkadaşları da aynı davranışları sergiler (özellikle iki – üç dört yaş arası çocuklar).

Yetişkinlerin bir eşyalarını paylaşmalarının veya ödünç vermelerinin nedeni psikologlara göre karşı tarafı mutlu etmek istemesinden kaynaklanmaktadır. Kişi ya bir hediye ile karşı tarafı mutlu etmek ister ya da mantığı ona yeterince mala sahip olduğunu ve daha az mala sahip olanlara bağış yapabileceğini söyler.Ayrıca zamanla alıp vermenin karşılıklı olduğu öğrenilir. Bugün biz komşumuza ihtiyacı olan bir şey verdiğimizde, onun da bize yeri geldiğinde yardımcı olacağını biliriz.

Çocuğa Paylaşmak Öğretilebilir

Bir-iki yaş çocukları bu tecrübeleri henüz edinmediklerinden hediye etmekle ödünç vermek arasındaki farkı bilmiyorlar. Hatta bazı gelişim psikologlarına göre o yaş çocukları çevreleriyle bir bütün şeklinde yaşadıklarından yani eşyaları kendilerinden bir parça olarak gördüklerinden eşyalarından birini ödünç vermek onlara sanki uzuvlarının alınması gibi gelmektedir.

Gerçi bu açıklama çok fazla radikal gelebilir. Bu nedenle bir diğer grup çocuk psikologları bu konu ile ilgili şöyle bir açıklama yapmaktadır; “çocuk ilk yıllarında çevresiyle gerçekten çok yakından ilgilidir. Yeni doğan bir çocuk annesinden farklı olarak hiçbir şeye sahip olmadığı, küçük, çaresiz ve bağımlı olma duygusunu yaşar. Fakat her ay çocuk biraz daha özgüven duygusu geliştirir.

Yani her geçen gün sahip olduğu şeylerin farkına varır, örneğin biberonu, giysileri ve oyuncakları gibi. Çocuk özellikle iki – üç yaşına geldiğinde bu duygu daha da yoğunlaşır. Çocuk yine bu yaşlarda konuşmayı da öğrenir ve ilk kelimeleri genellikle “anne dondurma” ya da “baba araba” gibi sözcüklerdir. Ve yine en çok kullandıkları kelimeler “ver” veya “o benim” dir.

Kendini tanıma ve sahip olduğu eşyaları Öğrenme devresi

Çocuklar bu dönemde kendi sınırlarını öğrenmektedirler. Uzmanlar, çocuğun kendisini tanıma ve sahip olduğu eşyaları öğrenme devresi olduğunu söylüyorlar ve bu nedenle onu bu şekilde kabullenmek gerektiğini de ekliyorlar. Yani eğer iki yaşındaki bir çocuğa ısrarla paylaşma öğretilmeye çalışılırsa uzun vadede yapması istenilen davranışın tam tersi sağlanmış olur. Çocuk zamanında sahip olabilme duygusunu tam anlamıyla yaşayamadığından ileride paylaşma duygusunu tam olarak yaşayamaz. Çünkü sürekli olarak az şeylere sahip olma ve elindekilerin ondan alınmak istendiği duygusuyla yaşayacaktır.

Teorik olarak mantıklı gelen bu olay pratiğe dönüştüğünde zorluklara neden olur. Özellikle de çocuk illa arkadaşındaki o yeşil bisikleti isterse anne baba zor anlar yaşar. Bu duygunun benzerini yetişkinler de yaşar. Başkasının sahip olduğu şeyler nedense hep daha cazip gelir.

Çocuklar bir oyuncak veya başka bir şey için tartışmaya başladıklarında anne baba müdahale etme gereği duyar. Ama bunu nasıl yapmaları gerektiği konusunda kararsızdırlar. Kendi çocuklarını mı savunmalılar yoksa karşıdaki çocuğu daha çekingen ve daha küçük olduğu için mi desteklemeliler? Kavga edenler kardeşse durum anne baba için daha da zorlaşır.

Anne baba burada kimi haklı görürse onu savunmalıdır. Yani duruma göre yaklaşım farklı olmalıdır. Uzmanlara göre uzlaşma da şu şekilde sağlanır; çocuğun kendini daha yakın hissettiği bazı eşyaları vardır. Örneğin emziği veya oyuncak bebeği gibi, bunların arasına yatağı ya da bir giysisi de girebilir.

Çocuk, onun için özel olan bu eşyaları isteğinin dışında paylaşmaya zorlanmamalıdır. Diğer oyuncaklarını paylaşması konusunda da aynı şey geçerlidir. Burada anne baba çocuklarla pazarlık yapmayı deneyebilir. Her ne kadar iki – üç yaşa arası çocuklar “ben” odaklı olsalar da “benim” ile “senin” arasındaki farkı çok iyi bilirler.

Aynı zamanda karşı tarafın bir oyuncağını alarak veya vermeyerek acı verdiklerini de bilirler. Yine de uzlaşmayı tek başlarına pek sağlayamazlar, çünkü bunu sağlamak için diplomasi bilgisine ve yeterli deneyime sahip değildirler.

Çocuğa Paylaşmayı Öğretirken Anne ve baba tarafsız olmalıdır

Eğer çocukların arasındaki tartışma bir kavgaya dönüştüyse anne baba kavganın daha fazla büyümemesi için mutlaka araya girmelidir. Fakat anne baba burada tarafsız olmaya özen göstermelidir. Özellikle klasik kız çocuğu taviz verir erkek çocuğu da istediğini elde eder gibi düşünce tarzları çok yanlıştır.

Problemi halledebilmek için anne baba çocuklara bir değiş – tokuş önerebilir. Örneğin şöyle; “Sen arkadaşının küreğini istiyorsan ona kovanı vermeyi önerebilirsin” gibi. Yine anne babaya ödünç verilen oyuncakların geri iadesini sağlamak da gerekmektedir. “Geri iade çok önemlidir” diyor uzmanlar. Çünkü çocuk bir oyuncağını verdiğinde bir daha geri alamayacağını düşünmektedir.

Değiş tokuştan daha iyi bir çözüm ise paylaşılamayan oyuncakla iki çocuğun da oynamasıdır. Bu şekilde tartışmaları engellenerek uyumlu bir şekilde oynarlar. Paylaşılamayan bir çikolata veya şekerleme ise aralarındaki tartışmayı halletmek çok kolay olacaktır. Çocuklardan biri çikolatayı böler ve diğeri de almak istediği parçayı seçer. Bu yöntem ancak yaşı daha büyük çocuklarda geçerlidir.

Peki, tüm bu yöntemler işe yaramazsa ne olacak? O zaman kaybeden çocuğu teselli etmek gerekir. Ona “kendini savunsana” gibi cümleler söylemektense üzgünlüğünü anlayışla karşılamak gerekir. Çocuk ciddiye alındığını hissederse bir zaman sonra kendini savunmak için kendiliğinden stratejiler geliştirir ve bunlara göre davranır.

Ya herkesin oyuncağını ellerinden alan çocuk? Onun da ilgiye ve alakaya ihtiyacı vardır. Özellikle kardeşlerde bu tip kavgaların altında kıskançlık ve yeterince sevilmeme duygusuyla bağlantılıdır. Yeterince sevilmeme duygusunu çok yoğun yaşayan bazı çocuklar ilgiyi üzerlerine çekebilmek için çalmaya da yönelebilir.

Çocuklar en geç dört – beş yaşlarında artık “biz” duygusunu öğrenmeye başlarlar. Çoğu anaokulunda arkadaşlarıyla oyuncaklarını paylaşmasını öğrenir ve bunun tek başına oynamaktan daha zevkli olduğunu keşfederler. Arkadaşlarıyla farklı farklı oyunlar oynayabileceğini, oyun zamanının çok daha keyifli geçtiğini anlarlar. Yaşıtlarıyla birlikte oynayabilmek için de paylaşmayı bilmek gerekir. Paylaşmak da zamanla öğrenilebilen bir davranıştır. Çocuk büyüdükçe arkadaşlarıyla paylaşmayı da öğrenir.

Sağlıcakla Kalın.


Aklınamı Takıldı? UZMANLARA VE ANNELERE SOR (Tıkla)
Instagramda Bizi Takip Edin ! (Tıkla)
Dertleşmek İstiyorsan Aramıza Katıl ! (Tıkla)

Annemce

Annemce yazar ekibi, kadın ve çocuk sağlığı, hamilelik, bebek sağlığı, kısırlık ve tüp bebek konularında tecrübe ve bilgi sahibi alanında uzman kişilerden oluşmaktadır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu