Anasayfa Aile Kocam Tam Bir İşkolik Oldu, Bana İlgisi Azaldı, Ne Yapacağım?

Kocam Tam Bir İşkolik Oldu, Bana İlgisi Azaldı, Ne Yapacağım?

annemce
Kocam Tam Bir İşkolik Oldu, Bana İlgisi Azaldı, Ne Yapacağım?

Özellikle çocukları dünyaya geldiği zaman birçok erkek kendini işine verir. Aniden ortaya çıkan çalışma hırsının sebepleri nelerdir? İşkolik eşleri olan kadınlar, bu durumu nasıl karşılamalıdır? Otuz üç yaşındaki Nazan’ın evliliği yıllardır pek iyi yürümez. Biri 3 diğeri 4 yaşında iki çocuk annesi olan Nazan, “Eşim işletmeci olmayı kafasına koyduğundan beri ailesiyle hiç ilgilenmiyor” diyor. “Sabahları saat 7’de evden çıkıyor ve çoğu zaman akşam 8’den önce gelmiyor. Akşam yemeğinden sonra hemen bilgisayarının önüne geçiyor, bir sürü iş görüşmeleri yapıyor ve kesinlikle çevresiyle ilgilenmiyor. Çoğunlukla gecenin geç saatlerine kadar çalışıyor. İki oğlumuz da babalarını hiç göremiyorlar, buna çoğunlukla hafta sonu da dâhil.

Artık gerçekten ne yapmam gerektiğini bilemiyorum. Eşimden çocuklarla ve benimle ilgilenmesini rica ettiğimde ise, önce anlamsız bir ifadeyle yüzüme bakıyor, sonra da ‘Bütün bunları kimin için yaptığımı zannediyorsun?’ diyor. Hafta sonları sıkça iş gezilerine çıkmasından dolayı kavga ettiğimizde ise, üzerinde çalıştığı önemli proje biter bitmez bizleri geziye çıkaracağına söz veriyor.

Fakat yıllardan beri “önemli” projelerini yeni projeler izliyor. Artık eşimin işi için bizden vazgeçebilir duruma geldiğine inanıyorum”. Nazan’ın eşi bir işkolik. İşkolik… Çok anlamsız bir tanımlama bu! Ne de olsa çalışkanlık ve kariyer mücadelesi toplum tarafından olumlu özellikler olarak değerlendirilir. Fakat iş düşkünlüğü, aynı uyuşturucu veya alkol alışkanlığı gibi bağımlılık yaratır. Nasıl bir alkolik içkisine düşkünse, işkolik de işine o kadar düşkün olur. Kişi, problemler çıktığı zaman kendini bağımlılık yaratan işiyle uyuşturur. Böylelikle içsel boşluğunu doldurur ve anlaşmazlıkları ortadan kaldırır. Bir süre sonra da dolup taşmış bir randevu defteri olmadan yaşayamaz.

Gün geçtikçe neden daha fazla insanın (özellikle erkekler) işlerini hayatlarının merkezi haline getirdiklerinin çok sebepleri vardır. Bunlardan bazıları; para ve kariyerin, toplum tarafından yüksek değer yargıları arasına konması, başka şeylere ilgilerin eksik olması ve işten alınan zevktir. Fakat çoğunlukla, aynı diğer bağımlılıklarda olduğu gibi, işkoliklik bir kaçış durumuna gelir. Erkekler için de özellikle aileden kaçış!

İkinci çocuktan sonra büroya çekilmeler başlar

Araştırmacılar, birçok işkolik kişilerde aynı noktayı gözlemiştir: Bağımlı olmadıkları sürece en bencil erkekler bile hobileri ve eşleri için yeterli zaman ayırabilirler. Bu durum çoğunlukla bir çocuk dünyaya geldiği zaman değişir. Erkek en geç ikinci çocukta, çocuğun varlığının mutluluktan öte, stres ve karmaşa getirdiğini düşünmeye başlar.

Kadın ise eşinden, annelik rolünden ve bakım sorumluluğundan dolayı anlayış bekler. Bir süre sonra erkeğe bütün bunlar fazla gelmeye başlar. Bu noktadan itibaren bütün enerjisini işine yatırmaya yönelir. Çünkü iş yerinde yaptıkları; para, güç ve itibar getirir. İş stresinin aileyi ihmal etmede en iyi özür olduğunu bilen erkekler ise; fazla mesaileri, iş yemekleri ve toplantıları ardı ardına getirmeye başlarlar.

Belli bir süre sonra da işleri, hayatlarının en önemli ve merkezi halini alır. Ayrıca işkolikler bütün bunlar için ödüllendirilirler. Çünkü işkolikler tecrübeleri ve beceriler sayesinde çok kolay iyi iş bulurlar, kariyer yaparlar, çok fazla para kazanırlar ve itibar görürler. Bu düşkünlüklerinin olumsuz etkilerini ise yıllar sonra depresyon veya kalp krizi olarak yaşarlar.

Fakat burada da olanların zararını aileleri öder.

Aynı Nazan ve iki çocuğu gibi; “Çocuklarımız yarı yetim gibi yaşıyor” diyor Nazan, “Doğum günlerinde bile babaları onlara vakit ayırmıyor. Ben de kendimi sürekli geçiştirme bahanelerine açık bir hizmetçi gibi hissediyorum”. Ahmet bir gecesini ailesiyle geçirse bile, konuştuğu tek konu işi oluyor.

Nazan’ın ev ve çocuklarla ilgili bütün işleri yüklenmesini Ahmet doğal karşılıyor. Nazan, “O eve para getiriyor ve benim de bununla yetinmem gerekiyor. Fakat ben onu istiyorum, parasını değil”. Şayet erkeğin kariyeri aile yaşantısını bir kez kapladıysa, bir daha değiştirilmesi çok zordur. Maalesef birçok kadın eşlerinin aileden uzaklaşmasına çok uzun süre seyirci kalır. Ne de olsa açıklanan demagojik bahaneler çok kabul edilir gibi gelir; “Artık ailemi tek başıma geçindireceğim” veya “İleriki yaşantımızın rahat olması için işimde ilerlemem lazım!” gibi.

Çocuk dünyaya geldiği zaman bir – iki kişiyi daha tek başına geçindirmek erkek için tabii ki daha zordur. Çok çalışmayla birlikte evden gelen sitemlerin yarattığı çelişkili baskılar da ayrı bir yük oluşturur. Yine de, şayet isterlerse erkekler ailelerine gereken ilgiyi göstermenin yolunu bulurlar. Fakat bir işkolik bunu genellikle istemez. Başlangıçta iş düşkünü erkekler eşleri tarafından baskıya sokulmazlar. Çünkü kadınlar eşlerinin bu tip eğilimlerini başlangıçta hoş bulurlar. Bunun da sebebi tabii ki gelen bol paranın keyfini ve rahatlığını yaşamalarıdır. Aile, meslekte başarıya ulaşmak için kullanılır.

Nazan bile başlangıçta Ahmet’in bu denli çalışmasından hoşlanırmış. O günlerdeki görüşlerini şöyle hatırlıyor Nazan: “Bir şekilde geleneksel rol dağılımının doğru olduğunu düşünürdüm; Ahmet ailesi için kariyer yapmaya çalışıyordu, ben ise çocukla ve evin düzeniyle ilgileniyordum. Fakat ikinci çocuğumuz da dünyaya geldiğinde, Ahmet’le aramızda hiç bir paylaşımın kalmadığını hissediyordum. O kendini mesleğine yoğunlaştırıyordu, ben ise çocuklara.

Aile ise artık onu sadece işine hazırlayan bir ortam olmaya başladı. Sorunlarımla artık hiç. ilgilenmiyordu”. Nazan, başlangıçta eşinin iş düşkünlüğünün ardında başka bir kadının yattığını düşünürmüş, yanıldığını kısa süre sonra anlamış. Nazan; “Şu an eşimin başka bir kadınla ilişki yaşamasından dolayı böyle davranıyor olmasını tercih ederdim. Bir kadınla ilgileniyor olmasını, iş tutkusundan daha rahat kaldırabileceğimi düşünüyorum” diyebilecek kadar kocasının iş tutkusundan rahatsızlık duyuyor!

İşkolik erkekler özellikle çocuklarına zarar verirler.

Amerikalı bir uzmanın, davranış bozukluğu gösteren çocuklar üzerinde yaptığı araştırmada, çoğu çocuğun ailesinde işkolik bir babanın olduğu ortaya çıkmıştır. Bir işkolik ancak psikoterapi yoluyla iyileştirilebilir. Bunun dışında pek bir şey fayda etmez. Dolayısıyla, böyle eşlere bağlı olarak yaşayan kadınlara, kendi hayatlarını yaşamaları ve kendilerine göre bir düzen kurmaları önerilir.

Birçok kadın için kendine göre yaşamak, kendi arkadaş çevrelerini oluşturmak anlamına gelebilir. Bazı kadınlar ise kendilerine bir hobi bulmaya yönelirler. Bu uğraşı eşleri olduğunda da devam ettirebilmelidirler. Böylelikle işkolik erkek, eşinin yokluğuna daha fazla dayanmayacağını görecektir. Belki bu durum onları yaşamlarını tekrar düzenlemeye itebilir. Hatice’nin eşi de yıllarca bir işkolik gibi yaşamış ve Hatice bu durumu kendine yarım günlük bir iş bularak çözümlemiş.

Çocukların bakımı için de eşinin ödediği bir bakıcı tutulmuş. Hatice başından geçenleri şöyle anlatır; “İlk haftalar çok zor geçti. Neredeyse her gün kavga ediyorduk. Fakat eşim artık sadece onun kariyer yapabilmesi için gereksiz sorumluluklar almak yerine kendi hayatımı yaşamak istediğimi kavradı.” Hiçbir işkolik bir gecede normal bir aile babasına dönüşmez; ancak kadınlar işkolik eşlerinin kendi yaşamlarına hükmetmesini engelleyebilirler.

Hatice, “Bu yaz da eşim yıllık izini almazsa, çocukları alıp tek başımıza tatile çıkacağız. Kendimi yıllarca ona göre ayarladım, artık o dönemler geride kaldı” diyor. Hafta sonları da, gerektiğinde eşi olmadan, çocuklarını alıp gezmeye gidiyor. Hatice: “Akşam eve geldiğimizde, çocuklar büyük bir heyecanla babalarına neler yaptığımızı anlatıyorlar. Umarım yakında eşim, aile yaşantısının sadece sıkıcı bir sorumluluk değil, meslekten daha çok eğlendiren bir ortam olduğunu kavrar,” diye kırgınlığını dile getiriyor.

Sağlıcakla kalın.

Benzer Yazılar

Yorum Bırak